BAKARSAN BİR ŞEY GÖRÜRSÜN,GÖRMEK İÇİN BAKARSAN ÇOK ŞEY GÖRÜRSÜN
  BAK,GÖR,İNCELE.
irfgzr2 - ULİLİŞ(2.DÖN.ÇALŞ.SOR)

  SLAYT SHOW(Türkiye)
  => irfgzr
  => Tarih İLE İLGİLİ
  => KONUŞMA
  => YAZMAK
  => İLETİŞİM
  => BEDEN DİLİ
  => COŞKU
  => DOSTLUK
  => MUTLU OLMAK
  => VİDEOLAR
  => AKILLI TAHTA(SMART BOART)
  => 18 MART (ÇANAKKALE ZAFERİ)
  => 23 NİSAN
  => 19 MAYIS
  => Osm Dev (Ders Notları)
  => HARİTALAR
  => OSMANLI TARİH(soru-cevap)
  => OSMANLIDA İLKLER
  => Tarih Çağları(genel özellikleri)
  => İNK.T.DERS NOTLARI
  => TEST-T. İNK.T.ve ATA
  => İNK T(soru-cevap)
  => 24 KASIM(Atatürk'ün Öğretmen Yönü)
  => CUMHURİYET BAYRAMI
  => Albert Einstein’in Atatürk’e yazdığı mektup
  => AB DESTEKLİ BÖLGESEL KALKINMA PROGRAMLARI
  => AB EĞİTİM VE GENÇLİK PROGRAMI
  => Atatürk'ün Kimlik No'su
  => Atatürk'ü Koruma Kanunu
  => Atatürk'ten AnılarYeni sayfanın başlığı
  => Atatürk Oratoryosu
  => Atatürk'ün Vasiyeti
  => ATATÜRK'ÜN SOY AĞACI
  => Dokuz Taş(Dokuz Kumalak)
  => Tarih Terimleri(sözlük)
  => TEST-LİSE 9.sın.
  => Tarh Öğrtm Ana Kaynak
  => SİYASİ PARTİLER
  => KOCA YUSUF
  => GÜZEL VE ÖZLÜ SÖZLER
  => PİRİ REİS VE HARİTASI
  => Aile Soy Ağacı
  => TÜRKİYE VE AVRUPA
  => EYC(Avrupa Gençlik Mrk)
  => ETİK EĞİTİMİ
  => EYF (Avrupa Gençlik Vakfı)
  => GENÇLİK HİZMETLERİ DAİRE BŞK
  => TEST(LİSE 10)
  => İlk Kadın Öğretmen(Refet Angın )
  => SINAV STRESİ
  => RİSK YÖNETİMİ
  => Tarih Programları
  => Türklerin ilginç icatları
  => SÖZLÜK(ulslararası ilşkl
  => Büy.sanayi.devr
  => EDİRNE
  => ÇAĞ.T.VE.DÜN.T
  => ÇTDT(2.dönem çalışma soruları)
  => çiçeklerin anlamı
  => 10 ALTIN ÖĞÜT VE ÜÇ ŞEY
  => Uluslararası İlişkiler(ders notları)
  => Biyografi
  => ULİLŞ(çalıma soruları)
  => II.DÜNYA SAVAŞI (ÇALIŞMA SORULARI)
  => BÂCİYÂN-I RUM
  => Türk Kadını(Milli Mücadelede)
  => Etik hikayeler
  => GÜNLÜK GAZETE HABERLERİ
  => FOTOĞRAFLARLA ATATÜRK
  => TÜRKİYE
  => Resimler(Osm)
  => Osman Bey-Şeyh Edebali
  => OĞUZLAR
  => Osm.dev.yerine kurulanlar
  => Osm.dev.yklş
  => Osm-ALBÜM
  => TARİH (Lise 10-Günlük Plan)
  => Osmanlı'dan ABD'ye Deve Yardımı
  => TARİHÇİLER(Osmanlı)
  => Tarihte OsmXRus Savaşları
  => Kıssadan Hisse
  => Hürrem
  => İnsan
  => ULİLİŞ(2.DÖN.ÇALŞ.SOR)
  => MECLİS(İç Tüzük)
  => DEVLET BAŞKANLARI
  => Kur.sav.karş.sorunlar
  => 6 Şapkalı Düşünme Tekniği
  => KARİKATÜR
  => Etik Sözler
  => ANILAR
  => ANNELER GÜNÜ
  => Arkadaşlık
  => ATATÜRK
  => ATATÜRK İLKELERİ
  => ATATÜRK-İLETİŞİM
  => Atatürk'ün Bursa Gezileri
  => Atatürk'ten Alacağımız Feyizler
  => Atatürk ve Doğa
  => Atatürk'ün çıkardığı gazeteler
  => ATATÜRK'ÜN SON RÜYASI
  => Atatürk'ün Laikliğe Bakışı
  => ATATÜRKÇÜLÜK
  => Atatürk'e suikast
  => ATATÜRK'TEN ANILAR
  => ATATÜRK(Yakın Arkadaşları)
  => Bilim Adamları ve Buluşları
  => Atatürk'ün Türk Tanımı
  => ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI KİTAPLAR
  => Atatürk Madame Tussauds Müzesinde
  => ABD'ye ilk Atatürk heykeli dikiliyor
  => Atatürk'ün Çift Alfabeli İmzası
  => Atatürk Devrimleri
  => Atatürk'e Ait Eşyalar
  => Atatürk Takvimi
  => AMERİKANIN VERGİ ÖDEDİĞİ TEK DEVLET
  => Aklın Yolu Birdr.
  => BECERİ
  => DÜNYADA GAZETENİN TARİHÇESİ
  => DÜNYANIN ''EN'' LERİ
  => OFKE VE ÖFKE KONTROLÜ
  => ULUSLARARASI İLİŞKİLER(2.Dön.çalışm.soru)
  => GİYİM VE KUŞAM(Osm dev. kadın
  => Pusula,Barut,Kağıt ve Matbaa
  => ALINTILAR
  => 2.DÜNYA SAVAŞI
  => LİSE-9(Ders Notları)
  => İLGİNÇ BİLGİLER
  => İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ
  => PROTOKOL
  => TARİH ÖĞRETİM YÖNTEMİ
  => METE HAN(Oğuz Kağan)
  => TARİH ŞERİDİ
  => ERMENİLER
  => MY MOTHER
  => MEVLANA
  => 1.Meclis
  => Mehmet Akif Ersoy
  => Mimar Sinan
  => SÖZLÜK(Dini kelime ve deyimlerin anlamları)
  => HAYALİ CİHANA DEĞER
  => LİDER
  => Wikileaks Nedir?
  => 1 Nisan şakası
  => ATATÜRK VE TARİH
  => ATATÜRK’ÜN KARLSBAD’A GİDİŞİ
  => ATATÜRK'ÜN HUKUKA BAKIŞI
  => ATATÜRK'ÜN EĞİTİME BAKIŞI
  => ATATÜRK VE AHLAK
  => ATATÜRK'ÇÜ DÜŞÜNCE
  => SOYKIRIMLAR TARİHİ
  => ATATÜRK VE MİLLİYETÇİLİK
  => ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE BAKIŞI
  => ATATÜR VE DEVLETÇİLİK
  => ATATÜRK VE ÇAĞDAŞLAŞMA
  => ATATÜRK VE CUMHURiYET
  => ATATÜRK VE İNSANLIK SEVGİSİ
  => ATATÜRK VE LAİKLİK
  => Atatürk'ün Araştırma Yöntemi
  => ATATÜRK VE İNKILAP
  => ATATÜRK VE HALKÇILIK
  => ATATÜRK VE BAĞIMSIZLIK
  => Atatürk'ün sevdiği şarkılar
  => AFFETME
  => BİR ERGENDEN MEKTUP
  => BİR ŞEY
  => BURSA'DA İLKLER
  => HAYAT
  => Telafisi olmayan
  => Teknoloji(Videolar)
  => TARİH (TARİH ŞERİDİ)
  => HOŞGÖRÜ
  => Araştırma Yöntemi
  => TAKVİMLER
  => TÜBİTAK
  => TİMSAH YÜRÜYÜŞÜ
  => Mnzr
  => MARŞLAR
  => MESLEKLER(Tarih ile ilgili)
  => NUTUK
  => RESİMLER(OSM.MED.)
  => SARI ZEYBEK
  => MÜZİK
  => ÖLÇÜ BİRİMLERİ
  => ÖNYARGI
  => 1.DÜNYA SAVAŞI
  => 10 KASIM(Tören Konuşması)
  => İSTANBUL RESİMLERİ
  => 100 TEMEL ESER
  => TARİH(soru-cev)
  => İŞGALLER(İllere Göre)
  => YAZMA ESERLER
  => VİDEO 2
  => DEVŞİRME(OSM)
  => 100 Türk Edebiyatçısı
  => ÜNLÜ TARİHÇİLER
  => 14 ŞUBAT
  => Sürgündeki Hânedan
  => OSMANLI KÜLTÜR VE UYGARLIĞI
  => TARİHİ YAPILAR
  => ANDIMIZ
  => İlginç Şeyler
  => Üç çeşit insan
  => BİLİYOR MUSUNUZ?
  => SLAYT> 1.dünya sav
  => TAVLA
  => KONUŞAN HEYKELLER
  => İstanbul İsimleri
  => Arkadaş
  => Dünya'nın Enleri
  => Yapılandırma Sistemi
  => BULUŞ YOLUYLA ÖĞRENME
  => ALO
  => PROJE NEDİR,NASIL HAZIRLANIR?
  => Performans
  => LİSE 9(DERS NOTLARI)
  => TARİH KAYNAKLARI
  => Kur.sav.Kahraman,yapıt
  => Tarih Dersine Nasıl
  => LİSE 10(17-18 YY)
  => TARİHTE İLK
  => EYLÜL AYI MESLEKİ ÇALIŞMA RAPORU
  => YGS
  => YGS-LYS Tüm sorular
  => LYS
  => YGS-İNK TARİHİ SORULARI
  => ÖSYM-LYS
  => TEST(Karma)
  => ÇTDT
  => SEVGİ VE SAYGI
  => 9.SIN KİTAP CEVAP
  => MİLADİ VE HİCRİ YILI BİRBİRİNE ÇEVİRME
  => İlk Milletler Arası Dili Bir Türk İcat Etmiş
  => ANKA KUŞU
  => OSMANLICA
  => ÇTDT(Test)
  => ADAKALE
  => BİLİMSEL ARAŞTIRMA
  => “Tarihe Geçen Hazırcevaplar”
  => FIKRALAR
  => ARMA(Osm)
  => TARİH HARİTALARI
  => GİZLİ KAHRAMANı
  => MAKALELER
  => MESAJ (ŞŞAL MEZUNLARINA)
  => Makale(Halil İnalcık)
  => KAYNAKÇA
  => BAŞARILI HİKAYELER
  => Savaş ve Barış
  => PROJE HAZIRLAMA
  => İcatlar ve Keşifler
  => YÜRÜYEN KÖŞK
  => RAPORLAR
  => KUT-ÜL AMARE ZAFERİ
  => TÜRK BÜYÜKLERİ(ALFABETİK SIRA)
  => TÜRK BÜYÜKLERİ SERİSİ
  => Sınavlara Hazırlık
  => PROJE
  => TÜRK BÜYÜĞÜ(257)
  => BİLİM KADINLARIı
  => TÜRK BÜYÜKLERİ
  => TARİH ÇEVİRME KLAVUZU
  => GÜVENME
  => ATATÜRK ALBÜMÜ
  => EN GÜZEL GEZİLECEK YERLER
  => LİSE 3(Seç.T) DEVLET TEŞKİLATI
  => LİS-3(seçT)DEV.YÖN
  => TARİHTE BUGÜNı
  => Lis 3-seç.T.(Hukuk)
  => TOPLUM GELİŞİM
  => LİSE 3 (EKONOMİ)
  => LİSE 3(EĞİTİM-ÖĞRETİM)
  => soru-cevap(osm .dev.)
  => osm.Tarh(soru-cevap)
  => Kavram Haritaları
  => DERS ÇALIŞMA
  => DİNLEME
  => ANTLAŞMALAR(Osm)
  => KİTAP KAMPANYASI
  => LİSE 3(SANAT)
  => lise 3(seç.T-sorular)
  => ATATÜRK (ANILAR)
  => irfgzr2
  => HİÇ HAYALLERİNİZDEN SIFIR ALDINIZ MI?
  => ZÜMRE(İLÇE-2017-2017-SENE BAŞI
  MÜZE
  İLK DERS
  TARIH ARAŞTIRMA SITESI
 







 irfgzr2 ile ilgili görsel sonucu
İRFAN GEZER

 







                                     TÜRKİYENİN ÜYE OLDUĞU ULUSLARARASI              
                                                          KURULUŞLAR
 
S.Türkiye'nin üye olduğu siysi kuruluşlar nelerdir?
C.
SİYASİ KURULUŞLAR
Üyelik durumu
Üye olduğu tarih
 
 
 
Katılımcı
-
Üye
       
 
 
 
 
Aday
-
Üye
Üye
 
Üye
Üye
Üye
 
Gözlemci
-
Üye
 
Katılımcı
-
Üye
 
Üye
 
 S.Türkiye'nin üyüe olduğu ekonomik  kuruluşlar nelerdir?
C.
EKONOMİK KURULUŞLAR
Üyelik durumu
Üye olduğu tarih
Üye
Katılımcı
-
D-8 (D-8)
Kurucu üye
Kurucu üye
Üye
Üye
Kurucu üye
Üye
 
 S.Türkiye'nin üye olduğu askeri kuruluşlar nelerdir?
C.
Askeri Kuruluş
Üyelik durumu
Üye olduğu tarih
Kurucu üye
Üye
S.Türkiye'nin üyü olduğu teknik kuruluşlar nelerdir?
C
Kuruluş
Üyelik durumu
Üye olduğu tarih
Üye
Kurucu üye
Üye
 
Kurucu üye (TRT)
Kurucu üye
Kurucu üye
S.Türkiye'nin üye  olduğu spor kuruluşlar nelerdir?
C.
Kuruluş
Üyelik durumu
Üye olduğu tarih
Üye
 
 
 
   
1.SİLAHLANMA, SİLAHLARIN DENETİMİ VE SİLAHSIZLANMA
 
2. ULUSLARARASI TERÖRİZM
3. İNSAN HAKLARI SORUNLARI
 
B. BÖLGESEL SORUNLAR
 
 
      1. ORTA DOĞU
 
 
      2. ASYA-PASİFİK-ÇİN-JAPONYA
 
 
      3. KAFKASYA
 
 
      4. ORTA ASYA
 
 
      5. BALKANLAR
 
 
      6. AVRUPA
 
 
               Silah Denetimi ve Silahsızlanma
 
1991′de ABD ve SSCB nükleer güçlerinde büyük indirimler öngören ve Soğuk Savaş’ın bittiğini gösteren iki silah denetim anlaşması imzaladı. ABD ile SSCB arasındaki resmi START I Antlaşması’nı, ABD başkanı George Bush’un karşılıklı nükleer güç indirimi önerisinin yol açtığı resmi olmayan bir anlaşma izledi.
Bush ve Gorbaçov START I Antlaşması’nı 31 Temmuz 1991′de Moskova’da imzaladılar. Antlaşma ABD ve Sovyet stratejik nükleer güçlerinde yaklaşık yüzde 25 ile yüzde 30 oranında bir indirime gidilerek ABD’nin gücünün yaklaşık 12 binden 9 bin, Sovyet gücünün de 11 binden 7 bin savaş başlığına düşürülmesini öngörüyordu; ayrıca antlaşma koşullarına uyulup uyulmadığını izlemek üzere geniş ve izin almayı gerektirmeyen bir yerinde denetim sistemi öngörülmüştü.
START I Antlaşması, stratejik nükleer güçlerde sağladığı indirimle ileriye doğru önemli bir adım gerçekleştirmiş oldu. Sovyetler 800 kadar taşıma aracıyla 5 bini aşkın savaş başlığını, ABD ise 350 kadar taşıma aracıyla 3.500′ü aşkın savaş başlğını ortadan kaldıracaktı. Sovyetler’in daha büyük olan stratejik güçlerini ABD’ninkiyle eşit düzeye getirmek için daha büyük oranda indirim yapması gerekiyordu. Antlaşmasının denetleme koşulları, daha önce kapalı bir toplum olan Sovyetler’in açık bir topluma yönelmesi de dikkate alındığında, Sovyetler’in antlaşmaya uyup uymadığını izleyebilmek için yeterli görünüyordu
 
S.TÜRKİYE VE DÜNYADA ORTAK SORUNLAR NELERDİR?
C.)
*0rman yangınları
*Radyasyondur
*Hava kirliliği
*Erozyon
*Karlı oyllarda yol un kapanması
*Çığ
*Çevre kirliliği
*Ormanların yanması
*Sel felaketleri
*Yıldırım
*Ektrik kaçaklığı
*Tarımda suyun fazla kullanılması

*İşsizlik
*Şu an dünya gündemini en sarsan olaylardan en büyüğü işsizlik .
*Küresel ısınma
*Çevre kirliliği doğal kaynakların tükenişi, ülke ekonomilerinin gerilemesi
S.Küresel sorunlar NEEDİR?
C.)

1 Güvenlik
2 Silahlanma, silahların denetimi ve silahsızlanma çabaları
3 Terörizm
b)İnsani SorunLar
1 Nüfus Artışı, Göç, Mülteci Sorunu
2 Irk,etkin grup, dil, din ve mezhep sorunları
3 Yoksulluk ve sağlık
4 Yönetim ile ilgili sorunlar
5 Ekonomi ve çevre sorunları
6 Enerji ve yeraltı kaynaklarının paylaşımı+
Nükleer silahsızlanma
SİLAHLANMANIN DENETİMİ, caydırıcılık doktrininin öteki yüzü­dür. « Dehşet dengesi »ne dayanan caydırıcılık doktrini, savaşı imkânsız veya en azından « akıl dışı » kılan sürekli bir karşılıklı yok etme tehdidine tekabül eder. Ne var ki, bu dengenin korunması son derece nazik bir iştir.
İki süper gücün 1960'lı yılların başında balistik füzelerle donanmak için yürüt­tükleri rekabet, tehlike çanlarının çalma­sına neden olmuştu. « Topyekûn tah­rip » kavramınaa istikrar kazandırmak i­çin kurallar koymak gerekiyordu. « Si­lahlanmanın denetimi » ilkesi böylece gündeme geldi.
ilk anlaşmalar, nükleer denemelerle ve deniz dipleriyle, uzaya atom bombaları­nın yerleştirilmesiyle ilgili, bunların ya­saklanması üzerindeydi. İki süpergüç nükleer teknolojinin hızla yayılmasın­dan da endişe duyarak, nükleer silahla­rın yayılmasını önleme antlaşmasını (1968) imzaladı. 1972'de füzesavar savunma silahlarmın geliştirilmesini ve yerleştirilmesini büyük ölçüde kısıtlaya­rak, nükleer silahlara sınırlama getiren SALT 1 ve ABM antlaşmalarının imza­lanmasıyla büyük bir adım daha atıldı. SALT 2 antlaşmalarının (1979) yarı yarı­ya başarısızlığa uğramasından sonra, Stratejik Silahların Azaltılması Görüş­ meleri (Strategic Arms Reduction Talks,START) yeni bir adım oldu. Artık nükle­er silahların « sınırlanması » değil, bütün nükleer silahlarda üçte birlik bir indiri­me gidilmesi söz konusuydu. Bu arada, 1987'de imzalanan İNF Antlaşması ilk deFa olarak bütün bir atom silahı katego­risinin yok edilmesini sağladı. START 1 ve START 2 ise stratejik silahların azal­tılmasına ilişkin önemli adımlardı.
Kilometre taşları
1952 BM'de bir silahsızlanma ko­misyonu kuruldu.
1959 1 aralık. Antarktika'mn silah­tan anndınlmasına ilişkin çok­taraflı antlaşma.
1963 5 agustos. Yeraltındakiler dışm­da bütün nükleer denemelerin yasaklanmasına ilişkin çokta­ratlı Moskova Antlaşmaları.
1967 27 oak. Yörüngeye nükleer yükler yerleştirilmesini yasak­layan çoktaratlı antlaşma. 14 şubat. Latin Amerika'nm nükleer silahlardan anndırıl­masına ilişkin çoktaraflı Tlate­lolco Andaşması.
1968 1 temmuz. Nükleer silahlann yayılmasını önlemeye yönelik çoktaraElı antlaşma.
1971 11 şubac Deniz diplerinin nük­leer silahlardan armdınlmasma ilişkin çoktaraflı antlaşma.
1972 26 maps. Füzesavar merkezle­rin sınırlandınlmasına ilişkin Sovyet-Amerikan ABM Ant­laşması (SALT 1).
1973 17 haziraıc Nükleer savaş teh­likelerinin önlenmesine ilişkin Amerikan-Sovyet antlaşması.
1979 18 haziıan. Nükleer silahlann nitel olarak sınırlandırılmasına ilişkin Amerikan-Sovyet ant­laşması (SALT 2).
1987 8 aıalık. Orta menzilli nükleer silahlann azaln(masına ilişkin Amerikan-Sovyet INF Antlaş­ması.
1991 31 temmuz. Stratejik silahlann azalulmasına ilişkin Ameri­kan-Sovyet antlaşması (START 1).
1993 3 owk. START 2.
 
INF Antlaşması
Orta menzilli nükleer füzeler antlaşması,
avrupa uzerinde on yıl süren
bir siyasi baskiya son verilmiş oldu.
ABM Antlaşması
Amerikan ve Sovyet hükümetleri arasinda,
silahlanmanin denetimini öngören en onemli
anlaşmalardan biri olan abm antlaşmasi 1972'de
imzalandi.
 
Stratejik nükleer silahlar
Nukleer silahları sınırlamak için girişimde bulunmak gerektiği düşüncesi 1960'lann sonunda doğdu. Denetim dışrna çıkma tehlikesi gösteren kıta­lararası balistik fiize (İCBM) yanşı 1960'ların bir özelliği olmuştu. Gitgide daha güçlü nükleer yükler taşıyan bu füzelerin sayısı ar­tarken, antibalistik füzelerde de (ABM) paralel yarış sürüyordu.
Amerikan ve Sovyet nükleer silahlanna bir tavan getiren ilk antlaşma (SALT 1) 1972 yılında imzalandı. Buna füzesavar si­lahlann geliştirilmesini ve ya­yılmasını sınırlayan ABM Ant­laşması eşlik etti. Oyleyse SALT 1, « dehşet dengesi »nin ilk nicel düzenlemesini temsil ediyor ve bu özelliğiyle iki süper güç ara­sındaki kuwetler oranının ön­görülebilir bir biçimde yönlen­dirilmesine imkân sağlıyordu.
Washington ile Moskova a­rasında « yumuşama » döneminin ilk mihenk taşı olan SALT 1, 1979'da yeni bir anlaşmayla (SALT 2) sonuçlanan,stratejik silahların sınırlanmasına ilişkin yeni görüşmelerin başlamasına da temel oluşturdu. Bununla birlikte ABD'de SALT'a karşı çıkanlar, bu andaşmalann büyük ölçüde SSCB'nin lehine olduğunu ileri sürüyorlardı. Sonuçta ABD Senatosu SALT 2'yi onaylamayı reddetti ve 1980'de Ronald Re­agan Beyaz Saray'a seçilince, görüşme sürecine tamamen karşı olanlar, kendilerini iktidarda buldular. Gene de ABD, tıpkı SSCB gibi SALT 2 Antlaşması'nuı metnine uydu, ama iki süper güç arasındaki bütün görüşmeler donduruldu.
START adı verilen yeni gö­rüşmeler ancak 1983'te ve bu sefer yeni Amerikan görüşleri teme­linde başlayabildi: bu sefer si­lahları « sınırlamak » yerine « azaltmak » söz konusuydu.
O tarihten sonra iki süper güç arasında büyük ilerlemeler kaydedildi. 31 temmuz 1991'de, Moskova'da START antlaşması imzalandı. Bu antlaşma her iki tarafın stratejik nükleer silah stoklannda yaklaşilc yüzde 30'luk bir azaltmaya gidilmesini ön­görüyor ve en fazla istikrarı bozduğuna inanilan silahlar için -karadan fırlatilan ve büyük bir yük taşıma kapasitesine sahip
olan kıtalararası füzeler- azamî alt tavanlar belirliyordu.
Belli başlı tıkanma noktaları 1991 başında ortadan kalktı. Bunlardan biri, Amerikalılar füzesavar savunma silahları programını (Stratejik Savunma Girişimi, SDI) sürdürdügü sürece stratejik silahlarda indirime gitmeyi reddeden Sovyetler'in tutumuydu. SSCB 1972 tarihli ABM Antlaşması'na uyulması konusunda ısrar etmekle birlikte, START 1 ile SDİ'yi resmen bir­birine bağlamaktan vazgeçmeyi kabul etti. llcirıci tıkaıuna noktası denizaltılara veya suüstü gemi­lerine yerleştirilmiş Cruise gü­dümlü nükleer füzelerle ilgiliydi. Washington bu silahlann görüşme dışı bırakilmasmda ısrar ederken, Moskova bunları da işin içine sokmaya çalışıyordu. Mihail Gorbaçov bu noktada ödün verdi: bu füzelere sımrlayıcı bir tavan getirilmesi konusunda centil­menlik anlaşması yapıldı, ama bu konu antlaşma kapsamının dışında bırakıldı. Son sonın bu kadar karmaşık bir antlaşmanın uygulanmasuun dene[lenmes'ryle ilgiliydi. Denetleme işlemleri müdahaleci bir nitelik göstere­cekti, ama İNF Antlaşması de kazanilan deneyim iyi bir hareket noktası oluşturuyordu. 
 
TERÖR VE TERÖRİZM
      Terör ya da terörizm, siyasal, dinsel ve/veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terorist denir.
    Türkçe'ye, Fransızca "terreur" sözcüğünden geçmiş olanterör sözcüğü Latince kökenlidir. Latince sözcüğün anlamı "korkudan titreme" veya "titremeye sebep olma"dır.
     Fransızca Petit Robert sözlüğünde "Bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku" olarak tanımlanır. Oxford İngilizce Sözlük'te "Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak" olarak tanımlanır. Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde, "Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş" olarak tanımlanır.
     Literatürde terör sözcüğü bazen şiddet veya siyasal şiddet kavramlarıyla eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.
     Türkiye’de yıllarca teröre karşılık olarak anarşi sözcüğü kullanılmış, son yıllarda bu sözcük terk edilerek "terör" sözcüğü kullanılmaya başlanmıştır. "Anarşi" sözcüğü Yunanca kökenlidir. Yunanca sözcük "başsız, yöneticisiz" anlamına gelir. Anarşi sözcüğü Oxford İngilizce Sözlük'te "otorite yoksunluğundan veya otoritenin ve diğer yönetim mekanizmalarının tanınmamasından doğan düzensizlik durumu" olarak tanımlanmıştır.
    Arapça kökenli tedhiş sözcüğü de zaman zaman terör anlamında kullanılır. Tedhiş sözcüğü, "korku salma, yıldırma" anlamlarına gelir.
     Terörizm, “Disasters: Terrorism” adlı kitabında, “What is Terrorism?” başlığı altında Ann Weil tarafından da şu şekilde tanımlanmıştır: “Terörizm; rastgele seçilmiş ya da sembolik değeri olan kurbanların, şiddetin aracı olarak seçildikleri bir savaş yöntemidir. Bu araçsal kurbanların kurbanlaştırılmaları, mensup oldukları grup ya da sınıf içerisindeki yerlerine bağlıdır. Böylece, söz konusu grup ya da sınıfa mensup olan diğer bireyler de, kronik bir terör korkusunun içine itilmiş olurlar”.
Tarihçe
    Terör sözcüğü bugünkü anlamında, ilk defa Fransa’da, Fransız Devrimi'nde kullanılmıştır.[kaynak belirtilmeli] Devrimden sonra 1793 Martında 1794 Temmuz'una kadar süren Maximilien François Marie Isidore de Robespierre önderliğindeki bir dönem terör rejimi veya terör dönemi (regime de le terreur) olarak adlandırılmıştır. Fransız Devrimi esnasında demokrasi ve eşitliğe kavuşmak adına her türlü baskı ve şiddetin uygulanması gerektiğini savunan Jacobinler'i tanımlamak için kullanılmıştır.
      Türkiye'de 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir” şeklinde tanımlanmaktadır.
Uluslararası terörizm
      Terörün sınır aşan bir hal alması halinde uluslararası terörizm ile karşı karşıya kalınır. Ancak son dönemde 'uluslararası terörizm' kavramı daha çok birden fazla ülkeyi hedef alan veya birden fazla ülkede aynı anda birbirine yakın eylemlerde bulunan terörizmi anlatmak için kullanılmaktadır.
S.Terörün finansal kaynakları NELERDİR?
C.)
     Terörizm ihtiyaç duyduğu maddi kaynaklara daha çok yasadışı faaliyetleri ve dış yardımlar ile ulaşır. Bu gelir kaynakları şu şekilde özetlenebilir:
  1. Dış yardımlar
  2. Uyuşturucu ticareti
  3. İnsan kaçakçılığı
  4. Büyük çaplı soygunlar
  5. Haraçlar
  6. Zorunlu bağışlar
  7. Bağışlar
  8. Diğer her türlü kaçakçılık
  9. Diğer gönüllü katkılar
  • grev gazete ve dergi
Terör örgütü listeleri
    Bazı ülkeler terör örgütlerinin listesini yayınlarlar. Bu listeler bazı ülkelerde yıllık yenilenirken, bu süre daha uzun veya kısa olabilir.
     En çok bilinen listeler ABD, AB ve İngiltere tarafından yayınlanmış olanlardır. Türkiye ile ilgili olarak PKK ve DHKP/C bu listelerde yer almıştır. ASALA bu listelerde yer almaz. Rusya gibi bazı ülkelerce PKK terorist örgüt olarak tanınmamaktadır. PKK, NATO'nun 2003 yılında yayınladığı terörist örgütler listesinde de yer almıştır.
    Bu tür listeleri daha çok ilgili ülkelerin meclisleri yayınlar. Belli aralıklarla bu listelerdeki isimler değiştirilebilir.
S.)Türkiye tarafından terör örgütü kabul edilenler NELERDİR?
C.9
      Türkiye'de meclis tarafından "terör örgütleri listesi" yayınlanmamıştır. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yayınladığı "Türkiye'de halen faaliyetlerine devam eden başlıca terör örgütleri" listesi şu şekildedir: [
2) MKP (Maoist Komünist Partisi)
3) TKP/ML - KONFERANS
5) PKK/KONGRA-GEL (Kürdistan Halk Kongresi-KHK)
11) Tevhid-Selam (Kudüs Ordusu)
12) El Kaide Terör Örgütü Türkiye Yapılanması
Medya ve terörizm
    Terörizmin medya olmadan yaşayamayacağı yaygın bir kanaattir. Terörizm modern dönemin bir olgusu olması da daha çok bu durum ile ilişkilendirilir. Terör örgütleri medya sayesinde dehşet yayarlar ve propaganda yaparlar.
     Terörizm konusunda akademik ilgi oldukça sınırlıdır. Konunun popüler oluşuna rağmen bu konu ile ilgilenmenin maliyeti oldukça yüksek olmuştur. Terör örgütleri akademisyenleri tehdit ederken, bu konu ile ilgilenen kişiler toplumun ve yasaların yoğun baskısını da üzerlerinde hissetmişlerdir.
S.)Küresel ısınma nedir
küresel ısınmanın sebepleri nelerdir?
 
C.İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.

Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.
Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabı,
 
S.)Küresel Isınmanın Nedenleri NELERDR?
C.)
     Hava koşullarının uzun bir zaman kesiti içinde ortalama durumu iklim olarak tanımlanır. Dünya son bir milyar yıl içinde yaklaşık ikiyüzelli milyon yıl süren sıcak dönemler ve bunların ardından gelen dört büyük soğuk dönem geçirmiştir.
      Dünya yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme daha girmiş, bu dönemde yüzbin yılda bir on bin yıl süreyle görülen sıcak dönemlerin haricinde soğuma eğilimi göstermiştir. Şu an bu sıcak dönemlerden biri yaşanmaktadır.
     Dört bin yıl önce başlayan sıcaklık düşüşleri sonucunda Dünya'nın soğuma eğiliminin artması beklenmekteydi fakat bu artış son yüzelli yıldır gerçekleşmemiştir.

         Güneş gibi doğal etkenlerle büyüyen bu artışın nedeni, özellikle son dönemlerde, büyük ölçüde insan kaynaklı olan sera etkisiyle oluşan küresel ısınmadır.
 

Güneşin Etkisi:
       ESA bilim adamlarından Paal Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin 11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş'in yüzyıllık süreçler içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir. Bunun sonucunda Güneş'in manyetik alanı ve protonlar ile elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgarının, Güneş sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde olduğu açıklanmaktadır. Güneş'in değişken aktivitesiyle zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir. Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta, Güneş'ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel sıcaklık artışına neden olmaktadır.

   Güneş'ten gelen ultraviyole ışınım aynı zamanda kimyasal reaksiyonların oluştuğu (ve dolayısıyla atmosferin tamamını etkileyen) ozon tabakası üzerinde değişikliğe yol açacaktır.

Dünya'nın Presizyon Hareketi:
     1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin her doksanbeş bin yılda biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her kırkbir bin yılda Dünya'nın ekseninde doğrusal bir kayma ve her yirmi üç bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının bir çoğu Dünya'nın bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini bildirmektedir. Bu da Dünya'nın doğal ısınmasının bir nedenini oluşturmaktadır.

El Nino'nun Etkisi:
"Güney salınımı sıcak olayı" olararak tanımlanabilecek El Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik Okyanusu'nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998 yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998'deki çok kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.


Fosil Yakıtlar:
Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının yaklaşık u'lik bölümünü sağlamaktadır. Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾'ünün yarısının çıkarılması imkansız; diğer yarısının ise çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına sokmaktadır.
 

Sera gazları:

Sera Gazları Oluşumu:

Güneş'ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır. Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya'yı ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de doğal sera etkisi olarak adlandırılır
  
sera etkisinin Önemi:
Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara ulaştırmıştır.

Bu etkinin yokluğunda Dünya'nın ortalama sıcaklığının -18ºC olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın sürmesi de Dünya'nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.
 
Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı, azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir etkendir.

 
Sera Gazları : Karbondioksit (CO2):
Dünya'nın ısınmasında önemli bir rolü olan CO2, Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması sırasında bu ışınlara karşı geçirgendir. Böylece yeryüzüne çarpıp yansıdıklarında onları soğurur.
 
CO2'in atmosferdeki kosantrasyonu 18. ve 19. yüzyıllarda 280-290 ppm arasında iken fosil yakıtların kullanılması sonucunda günümüzde yaklaşık 350 ppm'e kadar çıkmıştır. Yapılan ölçümlere göre atmosferdeki CO2 miktarı 1958'den itibaren %9 artmış ve günümüzdeki artış miktarı yıllık 1 ppm olarak hesaplanmıştır.
 
Dünyada enerji kullanımı sürekli arttığından, kullanılmakta olan teknoloji kısa dönemde değişse bile, karbondioksit artışının durdurulması olası görülmemektedir.

Sera Gazları: Metan (CH4):
Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan metan gazı, son birkaç yüzyılda iki katına çıkmış ve 1950'den beri de her yıl %1 artmıştır. Yapılan son ölçümlerde ise metan seviyesinin 1,7 ppm'e vardığı görülmüştür. Bu değişiklik CO2 seviyesindeki artışa göre az olsa da, metanın CO2'den 21 kat daha kalıcı olması nedeniyle en az CO2 kadar dünyamızı etkilemektedir.

Amerika ve birçok batı ülkesinde çöplüklerin büyük yer kaplaması sorun yaratmaktadır. Organik çöplerden pek çoğu ayrışarak büyük miktarda metan salgılamakta, bu gaz da özellikle iyi havalandırması olmayan ve kontrol altında tutulmayan eski çöplüklerde patlamalara ve içten yanmalara neden olmaktadır. Daha da önemlisi atmosfere salınan metan oranı artmakta ve bunun sonucu olarak da sera etkisi tehlikeli boyutlara varmaktadır.
 
Sera Gazları: Azotoksit ve Su Buharı:
Azot ve oksijen 250ºC sıcaklıkta kimyasal reaksiyona giren azotoksitleri meydana getirir. Azotoksit, tarımsal ve endüstriyel etkinlikler ve katı atıklar ile fosil yakıtların yanması sırasında oluşur. Arabaların egzosundan da çıkmakta olan bu gaz, çevre kirlenmesine neden olmaktadır.

Sera etkisine yol açan gazlardan en önemlilerinden biri de su buharıdır. Fakat troposferdeki yoğunluğunda etkili olan insan kaynakları değil iklim sistemidir. Küresel ısınmayla artan su buharı iklim değişimlerine yol açacaktır.
 
Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
CFC'ler klorin, flüorin, karbon ve çoğunlukla da hidrojenin karışımından oluşur. Bu gazların çoğunluğu 1950'lerin ürünü olup günümüzde buzdolaplarında, klimalarda, spreylerde, yangın söndürücülerde ve plastik üretiminde kullanılmaktadır. Bilimadamları bu gazların ozonu yok ederek önemli iklim ve hava değişikliklerine neden olduklarını kanıtlamışlardır. Bu gazlar; DDT, Dioksin, Cıva, Kurşun, Vinilklorid, PCB'ler, Kükürtdioksit, Sodyumnitrat ve Polimerler'dir.
 

Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
1- DDT: 1940-1950 yılları arasında dünya çapında tarım alanlarındaki böcekleri zehirlemek için kullanılmıştır. Kimyasal adı 'diklorodifeniltrikloroetan'dır. Klorin içeren bu gazın insan dahil diğer canlılar için de öldürücü olduğu fark edildikten sonra üretimden kaldırılmıştır.

2- Dioksin: 100'ün üstünde çeşidi vardır. Bitkilerin ve böceklerin tahribatı için kullanılır. Çoğu çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha birçok hastalığa neden olmaktadır.

3- Cıva: Cıvanın en önemli özelliği diğer elementler gibi çözünmemesidir. 1950-1960 yılları arasında etkisini önemli ölçüde göstermiş, Japonya'da birkaç yüz balıkçının ölümüne neden olmuştur. Bir ara kozmetik ürünlerinde kullanılmışsa da daha sonra son derece zehirli olduğu anlaşılıp vazgeçilmiştir.
 
4- Kurşun: Günümüzde kalemlerin içinde grafit olarak kullanılmaktadır. Vücudun içine girdiği takdirde çok zehirleyicidir; sinir sistemini çökertip beyne hasar verir.

5- Vinilklorid: PVC yani 'polyvinyl chloride' elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır. Solunduğunda toksik etkilidir.

6- PCB'ler: PCB, İngilizce bir terim olan 'polychlorinated biphenyls' ten gelmektedir. Bu endüstriyel kimyasal toksik ilk olarak 1929'da kullanılmaya başlanmış ve 100'ün üstünde çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar büyük santrallerdeki elektrik transformatörlerinin yalıtımında, birçok elektrikli ev aletlerinde aynı zamanda boya ve yapıştırıcıların esneklik kazanmasında kullanılmaktadır. Bunun yanında kansere yol açtığı bilinmektedir.
 
7- Sodyumnitrat: Füme edilmiş balık, et ve diğer bazı yiyecekleri korumak için kullanılan bir çeşit tuzdur. Vücuda girdiğinde kansere yol açtığı bilinmektedir.

8- Kükürtdioksit (SO2): Bu gaz sülfürün, yağın, çeşitli doğal gazların ve kömürle petrol gibi fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkar. Kükürtdioksit ve azotoksidin birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit yağmurlarını oluşturan sülfürürik asit (H2SO4) oluşur.

9- Polimerler: Doğal ve sentetik çeşitleri bulunmaktadır. Doğal olanları protein ve nişasta içerirler. Sentetik olanlarıysa plastik ürünlerinde ve el yapımı kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester, spandeks, stirofoam gibi adlar alırlar.
 
Sera Gazları: Ozon:
Ozon tabakasının incelmesi "Küresel Isınma"yı dolaylı yoldan arttırmaktadır. USNAS'ın 1979'da yayınladığı raporda, ozon tabakasında %5 - arasında bir azalma olduğu gözlemlendiği öne sürülmüştür.

Oysa bundan bir yıl önce Kasım 1978'de uzaya fırlatılan Nimbus-7 uydusundan alınan verilere göre toplam atmosferik ozon seviyesi 1979-1991 yılları arasında orta enlemlerde %3-%5, yukarı enlemlerde %6 ila %8 arasında azalmıştır (Gleason 1993). 1992 yılında Antartika'daki Ozon seviyesi ise 1979'daki seviyenin P'sine inmiştir. 1950 ve 60'lı  yıllardaki ozon kalınlığı da 1990'lı yıllardan sonra 1/3'üne kadar inmiştir. "The National Research Council"ın 1982 Mart raporuna göre CFC salınımı bu şekilde devam ederse 21. yy'nin sonunda stratosferdeki ozon miktarı %5 ile arasında bir değerde azalacaktır.
 
Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Dünyanın sıcaklığı sanayi devriminden bu yana 0,45ºC artmıştır. Bunun esas nedeni fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan CO2 ve diğer sera gazlarıdır. Artan nüfus ve büyüyen ekonominin enerji gereksinimleri de fazlalaşmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması ise fosil yakıt tüketiminin artmasına ve atmosferdeki CO2 miktarının büyük ölçüde çoğalmasına neden olmaktadır. Sıcaklık artışının olası etkileri teoriler biçiminde incelenmektedir.
 
Şehirlerin Isı Adası Etkisi:

Güneşli ve sıcak günlerde, yoğun nüfuslu ve yüksek binaların sıklıkla görüldüğü kentsel bölgelerin çevrelerine göre daha sıcak olmaları, şehirlerin ısı adası etkisini oluşturur. Bu asfaltlanmış alanlar,bitki topluluklarının köreltilmiş olduğu bölgeler ve siyah yüzeyler "ısı adası etkisi"nin başlıca nedenleridir.

Kentleşmiş alanlarda hava dolaşımının yapılaşmanın artışıyla engellenmesi ve doğal iklim ortamının bozulması yerel bir ısınmaya yol açar. Bu tür yerel ısınmalar da küresel ısınmayı arttırıcı etkidedir.
 
Şehir planlamasında ve bina yapımında güneş ile yapı arasındaki ilişkinin iyi ayarlanması ısı adası etkisini engelleyecektir.

Örnek Şehirler:Detroit (USA), Los Angeles (USA) ,Hong Kong (ÇİN)...
 
Smog:

Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve yapay bir sera etkisi oluşur. Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır.

S.Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarda HANGİ RAHASIZLIKLAR OLUŞUR?
C.)
- Akciğer ağrıları
- Hırıltı
- Öksürük
- Baş ağrısı
- Akciğer iltihapları görülür.
Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Kuraklık ve seller: Sera etkisi çeşitli iklim değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara ulaşacaktır.

Güç üretiminde azalma: Elektrik güç santrallerinin tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. Sıcak geçen yıllarda elektrik istemi artacak fakat su miktarının azalmasından dolayı elektrik üretimi düşecektir. Bu da devlet ve halklara ekonomik sıkıntılar yaşatacak, çeşitli sorunlara neden olacaktır.

Nehir ulaşımında problemler: Sıcaklık artışına bağlı olarak nehir sularının alçalması, suyolu ticaretine engel oluşturup ulaşım giderlerini arttırmaktadır.
 
S.)Aşağıdakilerden hangisi küresel sorunlardan biri değildir?
A)Terör
B)Açlık
C)Salgın hastalıklar
D)Çevre kirliliği
E*)Tüketim
 
 
S).Silahların denetimi amacıyla yapılan antlaşmalardan değildir?
A)SALT-1
B)SALT-2
C) INF Antlaşması
D) ABM
E*)FAO
 
 
Hava kirliliği VE sebepLERİ:
İnsan faaliyetleri neticesinde canlı hayatını ve sağlığını olumsuz etkileyen kirletici maddeler havaya verilmektedir. Duman, is, asit yağışları, sera etkisi (Küresel ısınma)ve ozon tabakasındaki seyrelme hava kirliliğinin sebep olduğu başlıca sorunlardır.
 
 
S.)Dünyada ve Türkiye'de açlık sorunu
 
 
           İnsanoğlunun tarih boyunca en büyük endişelerinden birini açlık sorunu oluşturmuş; yoksulluk, sefalet ve ölümle birlikte açlık “mahşerin dört atlısı”ndan biri sıfatıyla anılmıştır. Bunun gayet anlaşılabilir nedenleri vardır: İnsan, hayata tutunabilmek ve varlığını devam ettirebilmek için karnını doyurmak zorundadır. Dahası, sadece ölmeyecek kadar karın doyurmak yetmemektedir. İnsanın hayatını anlamlı kılacak ekonomik, siyasi, kültürel ve sanatsal faaliyetlere katılabilmesi, üretebilmesi ve değer yaratabilmesi sağlıklı olmasına, sağlıklı olması da iyi beslenebilmesine bağlıdır. 


      Dünyada her yıl 11 milyon kişinin açlık veya yetersiz beslenme yüzünden öldüğü tahmin edilmektedir. 300 milyonu çocuk olmak üzere, 800 milyon açlığa maruz insanın 203 milyonu Sahra Altı Afrika’da, 519 milyonu Asya ve Pasifik’te, 53 milyonu Latin Amerika ve Karayipler’de, 33 milyonu ise Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşamaktadır.
          Aslında, israf edilmeden kullanılması halinde, yeryüzünün kaynakları bugünkü dünya nüfusundan çok daha fazlasını beslemeye yeterlidir. Sanayi devriminden sonra ortaya çıkan gelişmeler; tarımda makineleşme, gübreleme, ilaçlama ve sulama imkanlarının gelişmesi gibi nedenlerle tarımsal üretimdeki verimlilik inanılmaz ölçülerde artmıştır. Yeryüzünde tarıma elverişli topraklar sınırlı olmasına rağmen, verimlilik artışları sayesinde birim araziden elde edilen ürün miktarı büyük oranda artırılabilmektedir. Buna son zamanlarda gen mühendisliği alanında kaydedilen gelişmeler de eklendiğinde, aslında mevcut teknolojik olanaklar çerçevesinde yeryüzünde açlık diye bir sorunun olmaması gerekir. Oysa bugün yeryüzünün birçok bölgesi için böyle bir sorun vardır ve geleceğe ilişkin beklentiler son zamanlarda giderek kötümserleşmektedir. Acaba bunun nedenleri neler olabilir? 
    S.   
Dünyada açlık sorununun giderek derinleşmesinin ve bu konudaki endişelerin artmasının en önemli iki nedeni,
 
C.)     1.Küresel iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık
     2.Bölgesel anlaşmazlıklardan doğan çatışmalardır.
 
Dünyada açlıktan en çok etkilenen ülkelerin dörtte üçü savaşların tahrip ettiği ülkelerdir. İnsanoğlunun hemcinsleriyle geçinememesi ve saldırgan-tahripkar ideolojilerin peşine takılarak komşularıyla kavgaya girişmesi, birçok başka maliyeti yanında, açlık sorununu da kronik hale getirmektedir.
S.)Az gelişmiş ülkelerdeki gıda üretimi yetersizliğinin nedenleri:
 C.)*Bir yandan doğal gelir kaynaklarının yetersizliğine
*İklim koşullarının elverişsizliğine
*Nüfus yoğunluğuna bağlanmaktadır.
Ancak bu satırların yazarına göre, nüfus yoğunluğunun açlık nedeni olması sadece bir yanılgıdan ibarettir.
Açlığın nedeni, çocuklarımızı iyi bir eğitim ve terbiye ile yetiştirip nitelikli eleman haline getiremememiz, sahip olduğumuz zaman, enerji, para, sermaye, emek ve toprak gibi kıt kaynaklarımızı çekişme, çatışma, kavga ve savaşlarda heba etmemizdir.
S.)Dünyada ve Türkiye’de açlık sorununun boyutları NELERDİR?
 C.Açlık ve yoksulluk sorunu dünyada daha yoğun olarak kırsal yörelerde gözlemlenen bir sorundur. Yapılan araştırmalar günümüzde dünya nüfusunun yarısının günde 2 dolardan, 1,5 milyar insanın ise günde 1 dolardan daha az bir gelirle yaşadığına işaret etmektedir. Dünya genelinde açlık çeken 800 milyonu aşkın insanın %80’ini, gelişmekte olan ülkelerin kırsal yörelerinde yaşayanlar oluşturmaktadır. Dünyada her yıl 11 milyon kişinin açlık veya yetersiz beslenme yüzünden öldüğü tahmin edilmektedir. 300 milyonu çocuk olmak üzere, 800 milyon açlığa maruz insanın 203 milyonu Sahra Altı Afrika’da, 519 milyonu Asya ve Pasifik’te (221 milyonu Hindistan’da, 142 milyonu Çin’de), 53 milyonu Latin Amerika ve Karayipler’de, 33 milyonu ise Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşamaktadır.
        Esasen yapılacak küçük bir fedakarlıkla açlık sorununu büyük ölçüde hafifletmek mümkün görünmektedir.
 
BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2015 yılına kadar dünyada açlık çeken kişi sayısını yarı yarıya azaltarak bugünkü 800 milyondan 400 milyona indirmek için, 24 milyar dolara ihtiyaç olduğunu bildirmiştir. Bu rakam her yıl silahlanmaya harcanan yüzlerce milyar doların yanında “devede kulak” mesabesindedir.
Dünya Gıda Programı (WFP), küresel sağlık ve refaha en önemli tehdidi oluşturan “yoksulluk ve açlık” olgusuna karşı, tamamen gönüllülük esasına göre çalışarak mücadele eden; doğal afetler, iç savaşlar veya sınır çatışmaları gibi nedenlerle ani açlığa maruz kalan halk kitlelerine gıda yardımı sağlayan, bu alanda dünyadaki en büyük yardım örgütüdür.
Bunların dışında,
*FAO,
*(WHO) Dünya Sağlık Örgütü
*(UNESCO) BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü teknik yardımda bulunmakta,                   
 * (IFAD) Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu yatırım projelerine yardım etmektedir

        Yoksulluk ve açlık sorunu ülkemizde de belli ölçülerde hissedilen bir sorundur. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılmış olan 2006 Yoksulluk Araştırması’nın sonuçlarına göre, Türkiye’de yoksulluk sınırının altında yaşayan nüfus oranı %17,8’dir. 2006 yılında Türkiye’de fertlerin yaklaşık %0,74’ü (539 bin kişi) sadece gıda harcamalarını içeren “açlık” sınırının, %17,8’i (12.9 milyon kişi) ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren “yoksulluk” sınırının altında yaşamaktadır. Sevindirici bir husus, satın alma gücü paritesine göre, Türkiye’de günlük harcaması -dünyada açlık sınırı kabul edilen- 1 doların altında kalan fert bulunmamaktadır. Aynı araştırmaya göre, 2002 yılında %1,35 olarak tahmin edilen açlık sınırının altında yaşayan fert oranı, son yıllarda yaşanan ekonomik iyileşmeye paralel bir seyir izleyerek, 2006 yılında %0,74’e, yoksul fert oranı da aynı dönemde %27’den %17,8’e düşmüştür. Kırsal yörelerde yoksulluk oranı, beklendiği üzere, kentlerden belirgin ölçüde yüksektir. 2006’da kırsal kesimde yoksulluk oranı %32 iken, kentsel yerlerde aynı oran %9,3 olarak hesaplanmıştır. Hane halkında yaşayan birey sayısı arttıkça yoksulluk oranının da yükseldiği gözlenmiştir

 
S.)Sorunun çözümüne yönelik öneriler
  C.)    Açlık, insanoğlunun başına gelebilecek en büyük felaketlerden biridir; bundan dolayı atalarımız, “Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin.” duasını dillerinden düşürmemişlerdir
.
 
Açlığın yol açtığı sorunlar
* hastalıklar, ölümler, iş gücü ve üretim kaybı, verimsizlik, zihinsel gelişim sorunları, ruhsal çöküntü, suç işleme ve şiddet kullanma eğiliminin artması bunlardan bazılarıdır. Açlık sorununu çözememiş bir toplumun sosyal huzurunu sağlaması, kalkınma yolunda hızla ilerlemesi, uluslararası alanda kendi menfaatlerini gözeten politikalar izleyebilmesi mümkün değildir.
O halde
 barış ve huzur içinde bir dünya ortaya koyabilmenin ön koşullarından biri de açlık sorununun çözülmesidir.
      Artan nüfus ve yeryüzünde tarıma elverişli toprakların sınırlı oluşu gibi faktörler dikkate alındığında,
açlık sorununun çözümü için son zamanlarda önerilen çıkış yollarının başında bio-teknoloji gelmektedir. Bio-teknolojik yöntemlerle, kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara genel olarak Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) adı verilmektedir. Gen teknolojilerinin dünyanın hızla artan nüfusunun açlık problemine çözüm olacağı gerekçesiyle, ABD başta olmak üzere bazı ülkeler GDO’lu tarımın yaygınlaşmasını desteklemekte, bazı ülkeler ise GDO’nun yan etkilerini düşünerek buna karşı çıkmaktadır. Bio-teknolojinin günümüzde en çok kullanıldığı alanlardan biri bitki ıslahı olup, transgenik tohum kullanılarak sırasıyla en çok mısır, soya, pamuk ve kanola üretilmektedir. 
     Açlık sorununun çözümü de, öteki tüm sorunlarda olduğu gibi, nedenlerin ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Sorunun nedenleri arasında küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği ve kuraklık gibi, mücadele etmesi kolay olmayan, tek tek ülkelerin gücünü aşan, uluslararası kolektif çabalar gerektiren sorunlar olduğu kadar; kabile savaşları, iç çatışmalar, ülkeler arası savaşlar, kaynak israfı, silahlanma yarışı, içe kapanma ve korumacılık politikaları gibi nispeten daha kolay çözüm bulunabilir meseleler de bulunmaktadır.
     Belirli bölgelerde kuraklığa neden olduğu için tarımsal üretimde düşüşlere yol açan küresel ısınma sorunuyla mücadele bağlamında, uluslararası iş birliği şart olup, Kyoto Protokolü dahil, sera etkisi yaratan gazların salınımını sınırlayan tedbirler titizlikle uygulanmalıdır. Bunun yanı sıra, ülke içi ve ülkeler arası savaşları en aza indirecek barışçı, özgürlükçü, hoşgörülü, dışa açılmacı, serbest ticaretçi ve komşularıyla iyi geçinmeyi ve uluslararası iş birliğini öğütleyen siyasi, iktisadi, dini, ahlaki, kültürel değerler ve öğretiler üzerinde ısrarla durulmalı, yeni nesiller daha barışçı bir dünya idealine dayalı yeni bir zihniyetle yetiştirilmelidir. Radikal-savaşçı ideolojiler yerini ılımlı-barışçı ideolojilere veya öğretilere bıraktıkça silahlanma ihtiyacı azalacak, buradan tasarruf edilecek kaynaklar açlık sorununun çözülmesine, tohum ıslahına, verimliliğin artırılmasına, sulama olanaklarının yaygınlaştırılmasına, yeni ekim-dikim-üretim tekniklerinin keşfedilmesine harcanabilecektir. Bunlara ilave olarak, gelişmiş ülkelerden açlık sorunu yaşayan az gelişmiş ülkelere belirli bir gelir transferinin yapılması da bu sorunun sancılarının hafifletilmesine katkıda bulunacaktır. 

 
Nüfus artışı
küresel ısınmadan daha büyük
bir sorun
Yeni bir küresel nüfus artışı araştırması,dünyanın hızla kaldı
ramayacağı nüfus fazlalığına yaklaştığı uyarısını yaptı.
       Araştırma, nüfus artışının milyarlarca kişiyi gıda, su ve enerji kaynaklarının yetersizliği gibi tehlike
 Lerle karşı karşıya bırakacağı belirtiliyor.
     İngiltere merkezli Makine Mühendisleri Enstitüsü yayınladığı raporda, özellikle de gelişmekte olan
ülkelerdeki nüfus artışının yirmibirinci yüzyılın en büyük sorunu olduğunu söylüyor.
    Raporda, sorunun boyutlarının küresel ısınmadan daha büyük olduğu da yazıyor.
Acil çözüm uygulamaları soruna dair çözüm uygulamalarına hemen başlanması gerektiğini söyleyen
rapor, somut öneriler de içeriyor.
    Bu öneriler arasında çiftçilerin ürünlerini bozulmadan pazarlara ulaştırabilmesi, yağmur suyunun      toplanması için gerekli düzeneklerin oluşturulması ve düşük karbon düzeyli yerel enerji kaynaklarının
kullanılması var.
     Raporda, mühendislerin bioteknoloji kullanarak gıda üretimini iyileştirebileceği de belirtiliyor.
BBC'nin çevre uzmanı Roger Harrabin, raporun nüfus artışı vurgusunun eleştirilebileceği uyarısını
yapıyor, ancak raporda bu artışı durdurmaya dair nüfus politikaları önerilmediğine dikkat çekiyor.
Rapor ayrıca, nüfus sorunlarının çoğunun mevcut harcamaların yeniden yönlendirilmesiyle çözüle
bileceğini söylüyor.
 
'S.)Dünyanın en büyük sorunu NEDİR
C.Artan nüfus
 

     Yeni bir araştırmaya göre, dünyanın hızla artan nüfusu, küresel ısınmadan daha büyük bir tehlike
oluşturuyor. Harcamaların yeniden yönlendirilmesi çözüm olabilir.
 
 Nüfus artışı, küresel ısınmadan daha büyük bir sorun olabilir

    Yeni bir küresel nüfus artışı araştırması, dünyanın hızla kaldıramayacağı bir nüfus fazlalığına yaklaştığı
 uyarısını yaptı.

    Araştırma, nüfus artışının milyarlarca kişiyi gıda, su ve enerji kaynaklarının yetersizliği gibi tehlikelerle
 karşı karşıya bırakacağı belirtiliyor.

    İngiltere merkezli Makine Mühendisleri Enstitüsü yayınladığı raporda, özellikle de gelişmekte olan ülke
lerdeki nüfus artışının yirmibirinci yüzyılın en büyük sorunu olduğunu söylüyor.
 
     Raporda, sorunun boyutlarının küresel ısınmadan daha büyük olduğu da yazıyor.
Acil çözüm uygulamaları

    Soruna dair çözüm uygulamalarına hemen başlanması gerektiğini söyleyen rapor, somut öneriler de
içeriyor.

    Bu öneriler arasında çiftçilerin ürünlerini bozulmadan pazarlara ulaştırabilmesi, yağmur suyunun toplan
ması için gerekli düzeneklerin oluşturulması ve düşük karbon düzeyli yerel enerji kaynaklarının kullanıl
ması var.

   Raporda, mühendislerin bioteknoloji kullanarak gıda üretimini iyileştirebileceği de belirtiliyor.

    BBC'nin çevre uzmanı Roger Harrabin, raporun nüfus artışı vurgusunun eleştirilebileceği uyarısını yapı
yor, ancak raporda bu artışı durdurmaya dair nüfus politikaları önerilmediğine dikkat çekiyor.

     Rapor ayrıca, nüfus sorunlarının çoğunun mevcut harcamaların yeniden yönlendirilmesiyle çözülebile
ceğini söylüyor.
 
S.)Küresel nüfus daha ne kadar artabilir?
C
 
2045'te nüfusun 9 milyara ulaşacağı öngörüsü ile dünyanın bu yükü kaldırıp kaldıramayacağı araştırıldı
National GeographicTürkiyedergisi, küresel nüfusun 2011 sonunda 7 milyar, 2045'te 9 milyara ulaşacağı öngörüsünden hareketle dünyanın yükü ne kadar kaldırıp kaldıramayacağını kapak konusu yaptı.

Yazı dizisinde yer alan Robert Kunzig imzalı makalede, son yıllarda katlanan nüfus artışı ve dünya kaynaklarının hızlı, tahripkarca tüketimine dikkat çekilerek, bilimin ''insan ve gezegen arasındaki rekabetin'' sonuçlarını kestiremediği, cevabın insanoğlunun ''henüz almadığı kararlara, oluşturmadığı fikirlere bağlı'' olduğu vurgulandı.

Makalede öne çıkan bazı bilgi ve değerlendirmeler şöyle:

- Tarihçiler, dünya nüfusunun 14. yüzyıldaki Kara Veba salgınından beri azalmadığını düşünüyor.

- 17. yüzyılda dünyada sadece yarım milyar kadar insan olduğunu tahmin ediliyor. Binlerce yıl boyunca oldukça yavaş yükseldikten sonra, nüfus artışı o dönemde ivme kazanmaya başladı. 1930 yılı civarında nüfus 2 milyarı buldu. O zamandan beri de nüfus artışı akıl almaz bir hızla yükseliyor. Yirminci yüzyıldan önce hiçbir insan, kendi ömrü süresince insan nüfusunun ikiye katlandığına tanık olmamıştı, bugünse üçe katlandığını görmüş olanlar var. BM Nüfus Birimine göre, 2011 sonlarında dünya nüfusu 7 milyara ulaşacak.

 

-Nüfusta patlama yavaşlamış olsa da sona ermekten çok uzak. Artık ortalama yaşam süresindeki artışa ek olarak, dünyanın dört bir yanında çocuk sahibi olabilecek yaşta kadınların sayısı (1,8 milyar) öyle yüksek ki, küresel nüfus en az bir 20-30 yıl daha artmaya devam edecek.

- Nüfus artışı hala yılda 80 milyon kişi. Bu düşünüldüğünde, endişelenmemek zor. Şu an dünyamızdaki yeraltı suyu seviyesi alçalıyor, toprak erozyona uğruyor, buzullar eriyor, balık stokları yok oluyor. Her gün neredeyse bir milyar insan aç kalıyor. Bundan 20-30 yıl sonra, çoğu yoksul ülkelerde olmak üzere besleyecek yaklaşık 2 milyar boğaz ortaya çıkacak. Peki nasıl olacak?


- Mısır ve patates gibi Yeni Dünya'ya özgü ekinlerin yaygınlaşması ve kimyasal gübrelerin keşfi, Avrupa'da kıtlığın sona ermesine katkı sağladı. Büyüyen kentler ilk başlarda hastalık üreten lağım çukurlarından farksızdı, ama 19. yüzyılın ortalarından itibaren insan atıklarının kanalizasyon yoluyla içme suyundan uzaklaştırılması ve filtre edilip, klorlanmasıyla kolera ve tifüs salgınları da ciddi oranda azaldı.

- 1978'de Edward Jenner çiçek aşısını buldu. Bu aşı, beslenme vesağlık hizmetlerindeki gelişmelerle birlikte, sanayileşen ülkelerde 35 olan ortalama yaşam beklentisini ikiye katlayıp günümüzde 77 yaş ortalamasına yükseltecek bir dizi aşı ve antibiyotiğin ilki ve en önemlisiydi.

- Tıp bilimi hayat kurtardıkça nüfus hızla artmaya devam etti. İkinci Dünya Savaşından sonra Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF gibi kurumların da yardımıyla gelişmekte olan ülkelere önleyici bakım konusunda ani bir aktarım oldu. Penisilin, çiçek aşısı ve daha sonraları tartışmalara yol açsa da milyonlarca insanın sıtma yüzünden ölmesini engelleyen DDT aynı zamanlarda ortaya çıktı. Hindistan'da ortalama yaşam beklentisi 1952 yılında 38 iken, bugün 64'e ulaşmış durumda. Çin'de ise 41'den 73'e çıktı.

S.)Küresel sorunlarla ilgilenen sivil toplum örgütleri nelerdir?
C.)
a).Greenpeace: Yeşil barış örgütü :
Yeşili koruyan ve oldukça fazla üyesi bulunan bir sivil toplum örgütüdür.Hiç bir şekilde maddi destek almayan bu örgüt tamamen gönüllülerden oluşmaktadır.
b.).Unesco:birleşmiş milletler eğitim, bilim ve kültür örgütü
c.).Unicef:
d.).Who: dünya sağlık örgütü

S.)START- I   Antlaşması aşağıdaki hangi devletler arasında yapılmıştır?
C.
A)ABD-İngiltere
B)ABD-Fransa
C)İngiltere-Rusya
D)Rusya –Fransa
E*)ABD-Rusya

DOĞURGANLIKTA DÜŞÜŞ EĞİLİMİ, FRANSA'DA BAŞLADI-

- Şu sıralarda bütün gezegene yayılan doğurganlıkta düşüş eğilimi, farklı ülkelerde, farklı zamanlarda başladı.Fransailk ülkelerden biriydi. 18. yüzyıl başlarına gelindiğinde, Fransa'da saray eşrafından soylu kadınlar dünyevi zevkleri tadarken 2'den fazla çocuk yapmıyorlardı. 19. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde Fransa'da doğurganlık kadın başına üç çocuğa düşmüştü.

- Diğer batı ülkeleri de zamanla Fransa'nın açtığı yoldan ilerledi. Nüfus bilimciler kadınların içgüdüsel olarak türün devamını sağlayacak kadar çocuk yapmaya devam edeceklerini varsaymışlardı. Aksine, gelişmiş ülkelerde doğurganlık oranları birer birer nüfusun yenilenme düzeyinin altına düştü. 1990'ların sonunda Avrupa'da oran 1,4'e kadar inmişti.

- Sanayileşmiş ülkelerde doğurganlığın nüfusun yenilenme oranları veya altına düşmesi nesiller sürmüştü. Aynı dönüşüm şimdi dünyanın geri kalanına yayılırken, bu defaki gerçekleşme hızı nüfus bilimcileri hayrete düşürüyor. Dünyadaki insanların beşte 1'inin yaşadığı Çin'de nüfus halen artıyor olsa da 1979 yılından beri uygulanan baskıcı tek çocuk politikası sayesinde ülke şimdiden nüfusun yenilenme oranının altında. Daha 1965 yılında, kişi başına ortalama altı çocuk doğuran Çinli kadınlar, artık yaklaşık 1,5 çocuk yapıyor.

- BM Nüfus Biriminin Müdürü Hania Zlotnik, ''Doğurganlığın bu kadar fazla toplumda, kültürde ve dinde neden böylesi bir hızla azaldığını hala anlayabilmiş değiliz. Gerçekten çok şaşırtıcı'' diyor.

YÜKSEK DOĞURGANLIK, SADECE AFRİKA'NIN SORUNU

- Zlotnik, ''Şu anda her ne kadar 'yüksek doğurganlık oranları hala bir sorun oluşturuyor' demek istesem de bu sorun sadece dünya nüfusunun yüzde 16'sını, büyük oranda da Afrika'yı ilgilendiriyor'' diye ekliyor. Sahra'nın güneyinde doğurganlık oranı hala kadın başına 5 çocuk, Nijer'de 7. Ancak bölgedeki ülkelerin 17'sinde ortalama yaşam beklentisi hala 50 yaş veya altı. Bu ülkeler nüfus dönüşüm sürecine daha yeni başlıyor.

-''KESİN TEK ŞEY: 6 KİŞİDEN 1'İ HİNDİSTAN'DA OLACAK''-

- BM, dünyanın 2030 yılına kadar nüfusun yenilenme düzeyine ulaşacağını öngörüyor. Kötü haberse 2030 yılına daha 20 yıl var ve o dönemde, tarihte görülmüş en kalabalık ergen nesli çocuk sahibi olacak yaşa gelecek.

Bu nesildeki kadınların her biri sadece 2 çocuk doğursa bile, nüfus kendi ivmesiyle en az çeyrek yüzyıl boyunca artış eğiliminde olacak. Bizi bir felaket mi bekliyor, yoksa o günlere gelindiğinde insanlar insanca, çevrelerini tahrip etmeden yaşıyor olabilecek mi? Kesin olan tek şey var: 6 kişiden 1'i Hindistan'da yaşıyor olacak.


-''2030'DA 1 MİLYARDAN FAZLA İNSAN 'ORTA SINIF' OLACAK-



- Dünya gayrisafi yurtiçi hasılası, 1980-2009 arasında iki kattan daha çok arttı. Son dönemdeki yükseliş, büyük oranda Çin ve Hindistan'daki ekonomik kalkınmanın bir sonucu ve yükselişi yönlendirmeye de devam edecek. Küresel ekonomik büyüme ve bunun getirdiği daha iyi yaşam standartları, kaynakların rekor düzeyde tüketildiği anlamına geliyor.

- Dünya Bankasının tahminlerine göre, 2030'da gelişmekte olan dünyada bir milyardan fazla insan, ''küresel orta sınıfa'' dahil olacak. 2005 yılında bu oran sadece 400 milyondu. Bu iyi bir şey. Ama bu insanlar, bugünkü Amerikalılarla aynı oranda et yer ve benzinli arabalar kullanırlarsa, gezegen için hiç de iyi olmayacak.

- 2030 yılında ortaya çıkacak yeni orta sınıfın doğmasını engellemek için artık çok geç, ama onların ve bizlerin yiyecek ve enerjiyi nasıl üretip tükettiğimizi değiştirmek için o kadar da değil.
s.)Dnyaa İNSANİ SORUNLAR nelerdir
c.)Yeryüzünün efendisi olan insanlar, doğanın ve kendilerinin yarattığı sorunları çözmekte zor-lanmaktadır. Bu yetmiyormuş gibi, insanların kendilerinin de soruna dönüşme riski belirmek-tedir. Açlık, hastalıklar, savaşlar, bilinçsiz üreme, yaşlılık ve göçler bunların en başında gelmektedir. Günümüz insanının yaşadığı en ciddi sorun ise, yaşanabilir bir dünyayı kaybetme riskidir.

• Son yirmi yılda dünyada doğal felaketlerden dolayı 3 milyon kişi ölmüş ve bir milyardan fazla insan da zarar görmüştür.
• Şu anda günümüzde dünyada yaklaşık 1 mil-yar insan açlık çekmektedir, bu rakama 2050 yılında yaklaşık 4 milyar insan daha eklenecektir.
• Grönland buzulları yılda 286 milyar ton eri-mektedir. Bu bize, ilerleyen süreçte birçok ada devletinin ortadan kaybolacağı işaret etmektedir.

Görmüş olduğunuz bu çalışma hem ortak insani sorunların varlığını vurgulamak hem de ülkemiz ve dünyayı tehdit eden çevre sorunlarına dikkat çekmek ve bu konuda hassasiyet oluşturma çaba-sıyla hazırlanmıştır. Umarız ki ülkemiz ve dünya insanlığına fayda sağlayacak bir çalışma olur.
 
S.Dnyada Irk, Etnik Grup, Dil, Din ve Mezhep Sorunları nelerdir? 
C.)Dünyada beş bin etnik grup, altı yüz konuşulan dil ama yaklaşık iki yüz devlet olduğu düşünülürse, grup haklarından ziyade bireysel hakların bir arada barışçıl şekilde yaşamaya daha çok katkıda bulunacağı aşikârdır.
Cumhuriyetin Türk kimliği
Milli bir kültür oluşturularak, yeni bir ulusal kimlik yaratmak, Batı’da Fransız Devrimi ve Aydınlanma Çağı’nın bir ürünüdür. Tarihsel geçmişini Tanzimat’a kadar götürebileceğimiz bu sorunu Türkiye Cumhuriyeti din ve dini değerlerden arınıp seküler bir kültür ve “Türk” kavramını kurgulayarak aşmaya çalıştı. Farklı grup ve etnisiteleri yeni bir “grup” yani kolektivite-komün ekseninde eritmeyi hedefleyen siyasi ve ahlaki bir ilke olarak mültikültüralist bir çoğulculuk anlayışıyla oluşturulan kamu politikalarının yaşadığımız sorunlara çözüm üreteceği düşünüldü.
SKüresel ısınmanın nedenleri nelerdi?
C.)
*Güneşin etkisi
*Dünyanın presizyon hareketi
*EL Nino hareketi
*Fosil yakıtlar
*Sera gazları
*Şehirlerin ısı adası etkisi
 
S.) Açlıksorununun çözümü için son zamanlarda önerilen çıkış yolları nelerdir
C. 
 *Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) tarımının yaygınlaşması ve üretimin artırılması.
*Sorunun nedenleri arasında küresel ısınmaya bağlı iklim değişikliği ve kuraklık gibi, mücadele etmesi kolay olmayan, tek tek ülkelerin gücünü aşan, uluslararası kolektif çabalar gerektiren sorunlar olduğu kadar; kabile savaşları, iç çatışmalar, ülkeler arası savaşlar, kaynak israfı, silahlanma yarışı, içe kapanma ve korumacılık politikaları gibi nispeten daha kolay çözüm bulunabilir meseleler de bulunmaktadır.Bu sorunların çözüme kavuşturulması.
*Uluslar arası işbirliği yapılmalıdır.
*ülke içi ve ülkeler arası savaşları en aza indirecek barışçı, özgürlükçü, hoşgörülü, dışa açılmacı, serbest ticaretçi ve komşularıyla iyi geçinmeyi ve uluslararası iş birliğini öğütleyen siyasi, iktisadi, dini, ahlaki, kültürel değerler ve öğretiler üzerinde ısrarla durulmalı, yeni nesiller daha barışçı bir dünya idealine dayalı yeni bir zihniyetle yetiştirilmelidir.
* Radikal-savaşçı ideolojiler yerini ılımlı-barışçı ideolojilere veya öğretilere bıraktıkça silahlanma ihtiyacı azalacak, buradan tasarruf edilecek kaynaklar açlık sorununun çözülmesine, tohum ıslahına, verimliliğin artırılmasına, sulama olanaklarının yaygınlaştırılmasına, yeni ekim-dikim-üretim tekniklerinin keşfedilmesine harcanabilecektir. Bunlara ilave olarak, gelişmiş ülkelerden açlık sorunu yaşayan az gelişmiş ülkelere belirli bir gelir transferinin yapılması da bu sorunun sancılarının hafifletilmesine katkıda bulunacaktır. 
 
S.Dünyada nüfus artışını durdurma önerileri:
C.)*Bu öneriler arasında çiftçilerin ürünlerini bozulmadan pazarlara ulaştırılabilmesi
*Yağmur suyunun toplanması için gerekli düzeneklerin oluşturulması
*Düşük karbon düzeyli yerel enerji kaynaklarının kullanılması .
*Mühendislerin bioteknoloji kullanarak gıda üretimini iyileştirilmesi.
*Nüfus sorunlarının çoğunun mevcut harcamaların yeniden yönlendirilmesi.
Küresel ısınma sorunun çözmek amacıyla devletlerin aralarında yaptıkları sözleşme ve protokoller
a)’’BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’’
b)Kyoto Protokolü
 
 S.)Küresel sorunlar nelerdir?Ana başlık altında yazınız.
C.)A)Küresel ısınma
b)Çevre kirliliği
c.)Nüfus artışı ve işsizlik
d.)Yetersiz beslenme ve açlık
e)Uluslar arası terör
f.)Salgın hastalıkları
 
 
*Dünya atmosferinin sıcaklığının artmasına ve iklim değişikliğine sebep olan nedenler
Ev, fabrika ve taşıtlarımızda kullandığımız kömür, petrol, doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması ve ormanların yok edilmesi sonucunda havadaki karbondioksit miktarı artar. Bu da dünya atmosferinin sıcaklığının artmasına ve iklim değişikliğine neden olmaktadır.
 
*Ozonun düşmanı Kloroflorokarbon (CFC) gazlarıdır
 
* Ozon tabakasının zarar görmesi dünyadaki canlı hayatına zarar vermektedir
 
S.*Kloroflorokarbon (CFC) gazının  kullanıldığı yerler:
C.)- Kullandığımız deodorant spreyleri
-Buzdolapları ve soğutma sistemleri
 
S.*Az gelişmiş ülkelerdeki gıda üretimi yetersizliğinin nedenleri
C.) -Bir yandan doğal gelir kaynaklarının yetersizliğine
- koşullarının elverişsizliğine
-Nüfus yoğunluğuna bağlanmaktadır.
 
S.)Küresel Açlığın nedenleri nelerdir?
C.)-Çocuklarımızı iyi bir eğitim ve terbiye ile yetiştirip nitelikli eleman haline getiremememiz, sahip olduğumuz zaman, enerji, para, sermaye, emek ve toprak gibi kıt kaynaklarımızı çekişme, çatışma, kavga ve savaşlarda heba etmemizdir.

S)Dünyada açlıkla mücadele eden örgütler nelerdir*
C)* BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO),
* Dünya Gıda Programı (WFP),                                                                                                   
 *(WHO) Dünya Sağlık Örgütü
*(UNESCO) BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü teknik yardımda bulunmakta,                                               * *(IFAD) Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu yatırım projelerine yardım etmektedir
 
S.)Açlığın yol açtığı sorunlar
C.* Hastalıklar, ölümler, iş gücü ve üretim kaybı, verimsizlik, zihinsel gelişim sorunları, ruhsal çöküntü, suç işleme ve şiddet kullanma eğiliminin artması bunlardan bazılarıdır.
Açlık sorununu çözememiş bir toplumun sosyal huzurunu sağlaması, kalkınma yolunda hızla ilerlemesi, uluslararası alanda kendi menfaatlerini gözeten politikalar izleyebilmesi mümkün değildir.
 
S.Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’nin üye olduğu uluslar arası ekonomik kuruluş değildir?
 
 
S.Aşağıdakilerden hangisi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesidir.
 C) COE(Avrupa Konseyi )
 
 


=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=